18 Temmuz 2013 Perşembe

konuşacak kimsem yok. zaten çok konuşkan biri de değilim. he konuşurum ama ele avuca gelecek şeyler anlatmam. en güzeli yazmak. kimse müdahale etmiyor çünkü.

çok mutsuzum. iliklerime kadar mutsuzum. ve beklentilerim o kadar basit ki kimse yapamıyor. şimdiye kadar hayriye hanım tarzında " ağzımızın tadı bozulmasın ali rıza bey!" tarzında yaşadım. hala öyleyim. sevdiğim insanlar ne derse yapmaya çalıştım. kendimce büyük fedakarlıklarda bulundum. kendimi hep onların gösterdiği seviyeye taşımaya çalıştım. istediklerimi olmayınca hep yanlız bırakıldım. isteğim sadece sevilmek, iki güzel söz, arada başımın okşanması falandı. hepimizin isteği işte "ilgi". ama olmadı. sevdiklerimi mutlu edersem belki ben de mutlu olurum dedim. mutsuzluklarının,kırgınlıklarının, kızgınlıklarının sebebi ben olmayayım istedim. zaten hayat yeterince zor, bir de ben zorlaştırmayayım istedim. ama insanoğlu bencil. siz verdikçe daha çok istiyorlar. sizi iyi bir insan olarak değilde, " saf, enayi,bağımlı" olarak görüyorlar. ama öyle olmadığımı düşünüyorum. tek derdim mutlu edip olmaktı.

önceden yapmak isteyip de yapamadıklarım, ertelediklerim vardı. şimdiyse hiç birşeyim yok. enerjim yok, isteğim yok, heyecanım yok, umutla bakabileceğim bir gelecek yok. yok yani yok. bana verilen vazifeleri yapıyorum sadece.

çok yorgunum. 27 yaşım bitmedi, saçlarımın yarısı beyaz. uyku problemim var. mide rahatsızlığım var. kendimi çok sıkınca vücudumda kırmızı pıtırcıklar çıkıyor. şu an boynum onlarla kaplı.

ne derdin var diyorlar. somut bir derdim yok. yıllardır içimde beslediklerimin koca bir ütopyadan ibaret olması beni kırdı. işin kötü yanı değişemiyorum. ben mutsuz olmayı,salak yerine konmayı sonuna kadar hak eden bir insanım.

15 Nisan 2013 Pazartesi

çok mutsuzum lan. paçalarımdan buram buram mutsuzluk akıyor. insanın amacı kalmayınca böyle oluyormuş.


3 Aralık 2012 Pazartesi

 
Kişi kendisinden ayrılmayı, çekilip alınmayı isteyeceği eşiği aşmaya görsün, sığınacağı burç kalmaz hayatında. Aklımı ve ruhumu başkalarına teslim edecek raddeye dayanmak korkularımın başında gelir; elverişli, kırılgan bir bünyem olduğunu düşündüğümden değil, zaman zaman eşiğe yaklaşma olasılığını besleyen iç kalkışımlarım yüzünden, dengeyi yitirmek, sallanışımı denetleyememek kaygısı benliğimi kaplar, her korkak gibi başımı sokacak yer ararım. Yazı benim sığınağım cümlesini benimsemeyecek, abartılı bulacak, uğraşımı böyle tanımlamayı yakışıksız sayacak olanlara bir sözüm yok, nasıl olsun; genellemeye gitmiyorum, yazma ediminin özünü burada gördüğümü söylemiyorum, kırk yıllık masa yaşantımı benim algılayış biçimim bu, hem yanılıyor olsam ne değişir: Hepimizde yanlışlarla doğruların bir ortalaması kazılı.”

enis batur
 
Neden elit olamadığımı yazmayı planlarken ne çıktı ortaya. Neymiş? Plan yapma planmış.

26 Kasım 2012 Pazartesi

prensiplerim var. yakın arkadaşlarım benim sevmediğim bir insanı sevemez ve görüşemez. ama pratikte sorun yaşıyoruz. hem geliyorlar bana şöyle oldu böyle yaptı diyorlar. hem de kucak açıyorlar. ben anlamadım hacut.  kesiyorum ilişkimi.

3 Kasım 2012 Cumartesi

İşe girdiğimi söylememiş miydim? Çok hevesliydim işe girmeye. Ama görüşmeye giderken bile bir heyecan kıpırtısı yoktu içimde. İş teklifi gelince de " heee öyle mi? iyi bari olsun." dedim lan. Görüşen kadın bile şaşırdı. Ne bileyim, hani işe başlıyorsun, yeni bir ortam, ilk defa düzenli para kazanmaya falan başlıyorsun. Bir heves,mutluluk olur. Yok! Her gün o masanın başına oturup, her gelenin ismini öğrenip gülümsemek, saçma sapan bilgisayar programını öğrenmek bir eziyet benim için. İlk günün akşamında " acaba gitmesem mi?" diye düşündüm. Açmadı beni. Mutlu değilim.

31 Ekim 2012 Çarşamba

Ben yine rüya gördüm. Bu sefer korku filmi tadında. İnsanlar falan kayboluyor, telefonlar kapanıyor. Başlıyorum.

Bir minibüsteyim ama gezi arabası. Herkes de böyle nevale poşetleri falan var. 2 tane ufak çocuk, sarı saçlı yaşlı kadınlar var. Bir yeri gezdik geldik,artık geri döneceğiz. Ama arabayı bok götürüyor. Her tarafta poşetler, yemek artıkları var. Ama bu kadınlar oturmuşlar bikbik konuşuyorlar. Kafam attı. Bok götürme mevzulu ufak bir nutuk çektim kendilerine. Çocuğun biri de park gördü,ağlamaya başladı. Mola verdik. Ben arabayı falan toparladım. Kimse yok ortalarda. Dedim bakınayım bari. Sol tarafta sanayi gibi bir yer var. Herifler toplanmışlar. Sonra birden orası otobüs terminali oldu. Bir sürü kıçı kırık otobüsler. Ama öyle park etmişler ki baştaki ile sondaki çıkmadıkça o otobüsler çıkamazlar. Öyle mühendislik harikası yani. Polis geldi,birini arıyormuş. Ben de yardım edeyim dedim. Otobüslere dışardan bakıyorum ama içlerine girmiyorum. Hatta biri Ses Turizmdi. Sonra gene bakınırken bir tane motosikletli geldi, geldi,geldi, en sondaki kullanılmayan dükkandan içeri girdi. İçeride de duşakabin varmış. İçine düştü,kafasını vurdu,kaldı öyle. Sakallı bir herif. Kimse oralı olmadı. Birini gördüm. Dedim "sen 155'i ara, ben 112'yi arayayım. Adam ölmesin." Kime dedimse sanki "he he "dedi gitti puşt. Sonra orası birden bire evin içi oldu. Adam banyoda ölü vaziyette yatıyor. Ben koridorda birini birini bulmaya çalışıyorum, aynı zamanda 112'yi arıyorum. 112 açtı. Sesimi duymuyormuşçasına konuşmaya başladı. Ben de salonun camından sarktım olayı anlatıyorum heyecanlı heyecanlı." Adam düştü,kafayı vurdu. Ben adresi bilmiyorum. Yanımda da kimse yok. Sadece otobüs terminali gibi bir yer diyorum."Lan bi baktım telefon kapanmış. Kendi kendime anlatıyorum. 155'i aradım. Onda da aynı şey oldu.Ev böyle kasvetli, karanlık,izbe. Diyorum ki; " yeşil paltomu alayım da yardım çağırmaya dışarı gideyim.". Paltomu aldım,kapıdan çıktım. ve orada uyandım.

Korkuyorum ya.

29 Ekim 2012 Pazartesi

Yine Birgün Hastayım..

Herkesi, her şeyi dışarıdan takip ediyorum. Kafamda dönüp dolaşan şeylerin adını riyakarlık  koyarak bazı şeyleri noktalıyorum. Arkadaş olaylarından falan bahsetmeyeceğim. Genel olarak hepimizin gördüğü olayların kafama yatmayan kesimlerini yani riyakarlık olarak isimlendirdiğim noktaları yazacağım.

En sinir olduğum şey ve asla tahammül edemediğim şey salak yerine koyulmaktır. Çıldırıyorum,insanlıktan çıkıyorum. Beni ecdatlarına sövmek zorunda bırakıyorlar ki hiç hoşlandığım şey değildir. Yerseniz eğer.

Ali Ağaoğlu'na gıcık oluyorum Van depreminden beridir. Yedi sülalesine bir asır yetecek kadar parası olmasına rağmen çıkmış tv'ye bağış topluyor. O adamı, marka stratejisi neticesinde oraya çıkaran adamın aklına tüküreyim. Demezler mi adama ; " Madem sen bu devrin adamısın, götürdüğün paranın,aldığın ihalenin haddi hesabı yok. Yap ulan bedava konut. Seni o noktaya getiren kesimin yüzünü kara çıkartma.". Ama ne yaptı? " Ben bile çıkardım para verdim,siz de verin." mesajı verdi. Gariban adama duygu sömürüsü yaparak paralarını topladılar.Sonra o paralara ne oldu bilen yok. Van'daki deprem konutlarında ve yenileme çalışmalarında yapılan yolsuzluğun ortaya çıkarılmaması için yerel gazetecilere 100 adet konut ayrıldığını biliyor muydunuz? O paralar kimlerin götüne sıvandı,bilinmiyor. 

Din olayına değinmek istiyorum yüksek müsaadelerinizle. Müslüman,müslümanlık, islamiyet, arapça gibi kelimeler görünce,duyunca bile şeytan görmüş gibi oluyorlar. Ama haham, papaz,haç, hristiyan gibi kelimelerde ayn durum geçerli değil. Huysuz Virjin'in oynadığı cips reklamındaki cipsin paketinin üzerindeki domateste haç gizliydi. Subliminal mesaj olarak. Biri çıkıp " haç koymuşlar üstüne!" dedi. Anaaaaam millet bir tiye aldı bunu,görmek lazım. Yok işte haç varmış da ne olmuş, onu görünce kiliseye mi koşacakmış, din mi değiştirecekmiş falan filan. Evet, bu dediklerinin hiç birini belki yapmayacaksın. Ama neden var o orada, neden gerek duymuşlar o tarz bir hareket yapmaya? Bunu düşünmeden hemen saydırmaya başlıyorsun. Paketin üstünde haç değil de, arapça bir yazı olsaydı, hemen başlarlardı;" çocuklarımızın beynini yıkamaya çalışıyorlar, ülke elden gidiyor, şeriat gelecek,yobazlar, bu marka cipsi almayacak 1 milyon kişi bulabilirim.". Neden böyle? Neden bir tarafı itin götüne sokarken diğer tarafı göklere çıkarıyoruz? 

Sosyal medya denen bokta ülkemizi ve düzenimizi büyük bir cesaretle koruyan kardeşlerimize de lafım var. Tenzih ettiğim kişiler muhakkak var. Malum önümüz Cumhuriyet Bayramı. Bu senenin moda olan lafı şu; "Yarın Cumhuriyet'i ilan ediyoruz İsmet!". Bugün en az 100 kere okudum bu tarz bir cümleyi. Kutlamaya izin vermemişler, ama o yine de kutlamaya gidecekmiş. Belki polis içeri alırmış. Cumhuriyet için kendini feda etmiş olurmuş. Hele hele! Şu laflara bak! İnsanların bu kutlama coşkusunun altında yasak var. Yıllar evvel kimse gelmezdi. Okullar toplar götürürdü,herkes kaçar giderdi. Madem bu kadar bazı şeylerin farkındasın, bunu her hareketinde her gün göster. Yılda bir defa meydanlara gidip bayrak sallayarak facebook fotosu çekip koymakla olmuyor bazı şeyler. Bir kere de zihniyetin " dostlar alışverişte görsün." olmasın. Hiç samimi bulmuyorum. 

"Barış,barış!" diye inleyen kemçük ağızlı dostlarımı anmazsam darılırlar bana. Bir takım "insanlar" barış görüşmeleri olduğunu belirtti yine yakın zamanda. Ama durdu mu olaylar? Yok.Bugün yine 1 polis öldü. Ki kıl payı atlatılmış bir olaymış. Roketlerin hepsi patlamamış. Neyse.. 680 PKK'lı ve KCK'lı açlık grevindeymiş. Kimisine göre bu sayı 10.000. Bilemiyorum. Kurban Bayramı nedeniyle barış güvercinleri yine duygu sömürüsüne başladılar.Yok biz evimizde löp löp etleri yiyecekmişiz. Onlar bizim haklarımızı savunmak için aç kalıyorlarmış. Hiç düşünmüş müyüz boğazımızdan nasıl geçecek diye. Valla güzel geçti canım kardeşim. BDP'li vekiller löp löp malları götürürken, 5 yıldızlı otellerde karılarla tatil yaparken nasıl içleri rahatsa benim de rahat. Hapishanelerde yemek veriliyor mu? Veriliyor. Yesinler o zaman. He bu arada yapılan greve de inanmıyorum. Tarihte örnekleri mevcut. Kesin vardır bir halt.

İnsan kadar adi bir varlık yok. Amaç ve isteklere ulaşmak için her şeyi ama her şeyi yapabilirler ve bunlar için sadece "istemek" kavramı yeterlidir.