hasta olmayı hiç sevmiyorum. çektiğim ruhsal acının yanına fiziksel acının da eklenmesi çekilmez olan bünyemi kötünün kötüsü yapıyor.
herkesin eminim benim yaşadığım dönem gibi bir dönemi olmuştur yada olacaktır anasını satayım. tek değilim yani şu alemde. farklı mevkilerden atağa kalkmama ve deli gibi efor harcamam rağmen " bu da gol lanet olsun!" diyorum hep. olmuyor ya olmuyor. neyi denesem, neye el atsam kaynağı kuruyor. çoğu zaman da gösterip vermiyor ibneler.
ve öyle bir hal aldı ki durumum; " aaa bak burda böyle bişey varmış. bir de bunu dene istersen." diyenlere " amaaaan siktir et. nasılsa bir bok olmayacak. kıçımı kaldırırken harcayacağım kaloriye yazık." diyorum. hee ama benim bu halime yakın insanlar şikayetlerini, hayata bakış açılarını söylediklerinde bir hayat koçu misali veriyorum gazı. laf beleş nasılsa, konuş konuşabildiğin kadar. lafla peynir gemisini yürütmeye çalışıyorum. ve bazen hakkaten yürüyor. enteresan.
başarısızlık. bu durum beni bir boka yaramaz insan yapıyor. sadece nefes alıp veren,tüketen,bir faydası olmayan varlık. milli israf bir nevi. bir ben tutunamadım,sığışamadım bir köşeye. öz güven eksikliğine sebep oluyor. ve bu da beni çevremden, arkadaşlarımdan hatta ailemden uzaklaştırıyor. çevremdekilere verebileceğim en az rahatsızlığı vermeye çalışıyorum. insan evladı olarak bencilliğimden ne kadar arındıysam o kadar başarılıyım bu konuda.
böyle olacağımı ve böyle olacağını hiç tahmin etmemiştim. hayat süprizlerle doluymuş harbi.
3 Eylül 2012 Pazartesi
21 Ağustos 2012 Salı
Susarız…
Konuşulan konuyu boş, basit ve anlamsız buluyoruzdur, konuşmayı da gereksiz ve anlamsız buluruz…
Susarız…
Konuşulanlar öyle abes ve mantık dışıdır ki sadece hayretle dinler ve sessiz bir tepkiyle belli ederiz duruşumuzu…
Susarız…
Sessiz bir onaydır susuşumuz…Biraz utangaçlık belki ama içten bir katılıştır söylenenlere…
Susarız…
Sessiz bir bekleyiş olur susmak…Ya kendimizin yada karşımızdakinin ortak değerleri yeniden gözden geçirmesine tanınmış bir fırsattır sessizliğimiz…Yada birinin bizi fark etmesi, doğru algılayabilmesi için tanınmış bir süre…
Susan için endişe ve olasılık hesapları arasındaki gel git lerle biraz da huzursuz bir bekleyiştir susmak…
Susarız…
Susarız...
Dile getirilmeyen bir öfkedir bazen suskunluğumuz… Öylesine yaralanmışızdır ki yaralamak isteriz, yüreğini acıtmak ve kanatmak…Ve biliriz ki hiçbir söz acıtamaz, yaralayamaz ve kanatamaz kimseyi bir suskunluk kadar…Ve susmak en acımasız, öldürücü silahtır bazen…
Susarız…
Hassas ve kırılgan bir tepkidir…Küçücük bir hatırlatmadır belki…Fark edilmesi ve onarılması incelik ister…Ya yeniden bir kazanıştır yada aleyhte bir delil olarak kalır karşımızdaki için…
Susarız…
Bir ilişkide negatiflerin gözümüze batmaya başladığı, karşımızdakine ait aleyhte deliller dosyasının kabarmaya başladığı ve hatta dosyayı masanızdan kaldırmaya gerek duymaz olduğunuz bir noktadasınızdır…Bir duruş, bir soluklanmadır susmak…
Ortak geçmişin değerlendirilmesi ve geleceğin muhasebesidir…Durup yeniden, şimdi bulunduğunuz noktadan bir daha bakmak istersiniz yaşananlara ve eldekilerle geleceğe gitmenin ne kadar mümkün olduğuna…Bir içe kaçış ve söylenemeyenlerin biriktirilmeye başladığı yerdir susmak…
Susarız…
Ayağımız yerden kesilmiş, bulutların üstündeyizdir ve çiçek çiçek bahardır yüreğimiz…Sevdiğimizle yan yana ve can cana yızdır…
Öyle bir ruhsal bütünleşmedir ki hiçbir söz tanımlamaya yeterli gelmez hissedilenleri ve susarız…Sadece yüreklerin ve gözlerin konuştuğu yerdir suskunluğumuz…
Susarız…
İletişimin tıkandığı yerdeyizdir , hiçbir iletinin bize yeterli gelmediği ve hiçbir iletimizin doğru algılanmadığı…
Yanlışlıklar, yanılgılar ve kim bilir belki de gerçeklerdir bir fırtınaya tutulmuşçasına savrulup duran…Sözler yerini sessizliğe bırakmaya başlar ve siyah, tek nokta konur cümlelerin sonuna…Zamanla cümlelerimizin sonuna konan o tek ve siyah nokta büyüyerek bir kara deliğe dönüşmeye başlar…
Güven ve sevginin içten içe çürümeye başladığı yerdir ve gitmek zamanının ertelenmiş halidir susmak…
Susarız…
Kabul edilmiş bir hata yada suçtur susuşumuz ve söylenecek her söz kaybetme riskidir…Korku eşlik eder suskunluğumuza…
Susarız…
Bir gidişi kabullenmektir susmak, yerinde ve zamanında olduğunun ayırdımında olduğumuz bir gidişin…
Susarız…
Hayata karşı bir susuştur bu kez yaşanan…Bizi can evimizden vuran bir kayıp, yaşanan büyük bir acı, ölesiye bir çaresizliktir yaşadığımız…
Söylenecek hiçbir sözümüzün adrese teslim olmayacağından emin olduğumuz, bütün sözcüklerin anlamını yitirdiği bir yerdeyizdir…
Hayatın bize bir şey katamadığı ve bizim de hayata bir şey katmak için anlamımızı kaybettiğimiz bir yer…
Belki de boş gözlerle, algılamadan bir seyirdir hayat o noktada ve belki de amacı ve beklentisi olmayan, bir mesaj kaygısı taşımayan ve hedefi olmayan tek susuştur yaşadığımız…
Susmak; eylemsiz ve durağan bir edim gibi görünse de her susku bir şey anlatır yine de ve her suskunun bir nedeni vardır ve her susku içinde pek çok sesi hapseden sessiz bir eylemdir…
Esin Ardıç
6 Ağustos 2012 Pazartesi
bugün bir arkadaşımdan mesaj aldım; " canımız,her şeyimiz babamızı kaybettik...." şeklinde. şok oldum. arkadaşımla daha 2 gün önce konuştum gayet eğlenceli bir şekilde. sanırım kalp krizi,bilemiyorum. aradım.açmadı da.
bazen arkadaş ortamlarında konuşurken söylediklerime dikkat etmeye çalışıyorum. kimisinin annesi yok, kimisinin babası. onları geçmişe götürecek, üzecek şeyler söylememeye çabalıyorum. her ölüm erken, her ölüm birilerinde kapanmayan yaralar açıyor. hepimiz yaşayacağız bunu, farkındayım. ama ne bileyim işte, onlar kadar olmasa da acılarını, hayal kırıklıklarını yaşıyorum. ben de 2003 yılında benim için çok önemli olan bir yakınımı kaybettim. ve acayip bağlıydım. hani onsuz olmaz,o ölürse ben de ölürüm derler ya, hah işte öyleydi benim için. bir o zamandaki kendimi düşünüyorum, bir de şimdiki zamandaki arkadaşımı düşünüyorum. umutsuzluğa kapılıyorum. Allah dayanma gücü versin hepimize, her konuda. mekanı cennet olsun.
bazen arkadaş ortamlarında konuşurken söylediklerime dikkat etmeye çalışıyorum. kimisinin annesi yok, kimisinin babası. onları geçmişe götürecek, üzecek şeyler söylememeye çabalıyorum. her ölüm erken, her ölüm birilerinde kapanmayan yaralar açıyor. hepimiz yaşayacağız bunu, farkındayım. ama ne bileyim işte, onlar kadar olmasa da acılarını, hayal kırıklıklarını yaşıyorum. ben de 2003 yılında benim için çok önemli olan bir yakınımı kaybettim. ve acayip bağlıydım. hani onsuz olmaz,o ölürse ben de ölürüm derler ya, hah işte öyleydi benim için. bir o zamandaki kendimi düşünüyorum, bir de şimdiki zamandaki arkadaşımı düşünüyorum. umutsuzluğa kapılıyorum. Allah dayanma gücü versin hepimize, her konuda. mekanı cennet olsun.
27 Temmuz 2012 Cuma
çok karışık. bir şeyler paylaşa bildiğim ve paylaşan 3-5 tane arkadaşım var. ve bu insanlar benim için önemli. her gece yatmadan evvel dualarım da ailemle beraber geçiyorlar. duygularının ve yaşayışlarının saf ve temiz olduğuna inanıyorum. bu yüzden çevreye uyum sağlayamıyorlar.ve hepsi benden çok uzakta. bir dertleri olduğunda sadece ağlayan seslerini,isyanlarını duyabiliyorum. sadece dinleyebiliyorum. kendimi bir boka yaramaz gibi hissediyorum. telefonu şimdi kapattım. ağladı,ağladı, bazen ne dediğini bile anlamadım.yaptığım sadece dinlemek. he yanında olsam sorununu ortadan kaldıramayacaktım belki. ama bir şekilde moralini düzeltebilirdim, en kötü beraber küfür edip,ağlardık.
ben, o arkadaşımın yaşadığı duyguları yaşadığım zaman yanımda biri olsun istiyorum. hatta o zamanlara yakın birileri olsun ki krizi bu boyutta atlatmamış olayım. ama herkes çok uzakta. ben de çok uzaktayım. çok yalnızım.
hatta o kadar yalnızım ki o kadar alıştım ki yanıma düzenli olarak birini kabul edemiyorum. tahammül edemiyorum. insanlıktan çıkıyorum. anlatacak şeylerim sınırlı çünkü. tekrar en baştan almak da sıkıyor. yalnızız yani. sıçılmış bir bok kadar yalnızız azizim.
14 Temmuz 2012 Cumartesi
şimdi buraya belirli bir zümre için bir şeyler yazmak istiyorum. mesela hepsinin amına koyayım gibi. ama es kaza biri dava falan açar diye çekiniyorum. korkum mahkemeye falan çıkmak değil. babam duyarsa kızar. yazmıyorsam bundan yazmıyorum. hakkımda işlem başlatılır,hapse atılırım,tazminat ödetirler, fişlenirim falan değil. zaten bu ibnelerin yüzünden geleceğim hakkımda olumlu beklentilerim yok. ama hepinizin amına koyayım,orospu çocukları.
7 Temmuz 2012 Cumartesi
ilk ösym sınavıma 1997 yılında girdim. 3.sınıftan beri sadece beyin köreltmeye yarayan bu sınavlara çalışıyorum. yaşım 26. anadolu lisesi sınavları, fen lisesi,özel okul sınavları, öss,ales,üds,kpds ve kpss hepsine girdim. hepsinden de ortalama üzerinde puanlar aldım. tembel biri olarak bunları yazmayacağım yani. uzanamadığım ciğere bok atmıyorum yani.
bugün kpss'nin ilk oturumuna girdim. türkçe zorladı beni. diğer kısımları doğru düzgün bir şekilde yaptım. yin yanlışlarım var ama beklediğim kadar çok değil. ve soruların çalınmış olabileceğini okudum. resmen ortadan ikiye çatladım sinirimden. emek verdim,para verdim,umut ettim ben bu sınav için. gece 2-3'e kadar ders çalıştım. aynı zamanda okulumu yürüttüm. cemaat falan demeyeceğim. çünkü bunlar eminim başka iktidar dönemlerinde de olmuştur. torpil kısmından eminim ama.
benim derdim şu: bu kadar genç insanı depresyona sürüklüyorlar. sınavlar yüzünden intihar eden,kalp krizi geçirip ölen gençlerin haberlerini okumuşsunuzdur. bizleri gerizekalı birey olma yolunda ilerletiyorlar. test çözmeye odaklandığım zaman bildiğin mal oluyorum. devlet dairelerine gidin bakın. sorunsuz bir şekilde işinizi halledemezsiniz.
siktiredelim bunları. ne kadar kötü bir döneme gidiyoruz farkında mısınız? eşit koşullarda yarışmıyoruz hiç birimiz,şans verilmiyor bize. onlar gibi olmazsan üçün birini alırsın. bu her zümre için geçerli. ben hakkımı helal etmiyorum. müslümanlığı kimseye kaptırmayan ve soruların çalınmasını hoş karşılayan bir kaç arkadaşımın da taaa ağızlarının orta yerine sıçayım.
şunu merak ediyorum; insanlar iş bulabilmek için yavaş yavaş cemaat kısmına kaymaya başladı. birgün herkes pes edip cemaatçi olunca bu iş yerleştirmeleri nasıl olacak acaba??
bugün kpss'nin ilk oturumuna girdim. türkçe zorladı beni. diğer kısımları doğru düzgün bir şekilde yaptım. yin yanlışlarım var ama beklediğim kadar çok değil. ve soruların çalınmış olabileceğini okudum. resmen ortadan ikiye çatladım sinirimden. emek verdim,para verdim,umut ettim ben bu sınav için. gece 2-3'e kadar ders çalıştım. aynı zamanda okulumu yürüttüm. cemaat falan demeyeceğim. çünkü bunlar eminim başka iktidar dönemlerinde de olmuştur. torpil kısmından eminim ama.
benim derdim şu: bu kadar genç insanı depresyona sürüklüyorlar. sınavlar yüzünden intihar eden,kalp krizi geçirip ölen gençlerin haberlerini okumuşsunuzdur. bizleri gerizekalı birey olma yolunda ilerletiyorlar. test çözmeye odaklandığım zaman bildiğin mal oluyorum. devlet dairelerine gidin bakın. sorunsuz bir şekilde işinizi halledemezsiniz.
siktiredelim bunları. ne kadar kötü bir döneme gidiyoruz farkında mısınız? eşit koşullarda yarışmıyoruz hiç birimiz,şans verilmiyor bize. onlar gibi olmazsan üçün birini alırsın. bu her zümre için geçerli. ben hakkımı helal etmiyorum. müslümanlığı kimseye kaptırmayan ve soruların çalınmasını hoş karşılayan bir kaç arkadaşımın da taaa ağızlarının orta yerine sıçayım.
şunu merak ediyorum; insanlar iş bulabilmek için yavaş yavaş cemaat kısmına kaymaya başladı. birgün herkes pes edip cemaatçi olunca bu iş yerleştirmeleri nasıl olacak acaba??
4 Temmuz 2012 Çarşamba
bu anım aklımdan hiç çıkmıyor. hatta çocuğu bulsam götüne rulo şeklinde bir şeyler sokabilirim. ilkokul 2'ye gidiyorum. sınıfta ümmet diye bir çocuk var. babası kapıcıydı. koskoca okulda 1 tane zengin vardı,onun da babası borusan'da müdür müydü ne. veliler işçi ve memur kesimden oluşuyordu genellikle.
neyse.. bir gün bunun babası okula geldi. ümmet'i rahatsız ediyorlarmış, babası kapıcı diye. tenefüs zili çalınca babası sınıfa girdi. herkes çıktı. ben de oyalandım,niye bilmiyorum. tek salak ben kaldım. bunlar konuşuyorlar aralarında ama ben neden bahsettiklerini bilmiyorum. hoca sordu bu ibneye kim senle dalga geçiyor diye. çocuk bakındı böyle "deryaaa" dedi. ne olduğunu anlamadım lan. babası üstüme yürüdü.sen benim çocuğumla nasıl dalga geçersin diye. öğretmen girdi araya falan. ama aslaa öyle bir şey yapmadım. bence babasının mesleğinden kendi utanıyordu. babası sordu buna noldu diye. bu da senin yüzünden benimle dalga geçiyorlar demiştir. babası da okula gelmiştir.
babasının yerinde ben de olsam aynısını yapardım. ama bu adamın oğlu yavşak. aklıma geldikçe ne kadar küfür varsa saydırıyorum ümmet. haberin olsun.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)