30 Eylül 2011 Cuma

çok sosyal sorumluluklusun!

Efendim öncelikle bu yılın grip hayvanı neyse artık ondanım. Hasta olunca çekilmez bir insan oluyorum. Çemkirecek bir şeyler arıyorum. Ve kendi ayağıyla geldi sağolsun canım benim.

Facebook arkadaşlarımdan olan sosyenin yandan yemişi bir hanım kızımız sosyal sorumluluk örneği sergilemiş. O "ne düşünüyorsun?"kısmına, "Bir cocugun hayalidir belki yeni bir ayakkabi ya da bir kalem kutusu. Gozlerindeki sevinci gormeye degmez mi ufacik bir destekle ? Agri Kumlugecit Koyu Genç Demokratlar dernegi ilkogretim okulu tamamlandı, çocuklarimiza yardim etmek isteyenler bana ulasabilirler.

İhtiyaç listesi: kitap, kalem, defter, kıyafet ve oyuncak."
bunları yazmış. Evet, bu tarz hareketler gerçekten çok hoş.

Ama bu hanım kızımızın profiline şöööööyle bir baktığımızda kocaman bir jeepin ( böyle mi yazılıyor olum bu ?) içinde elinde şarap kadehiyle,götü başı açma modasıa uymuş gece alemleri fotoğraflarını görüyoruz hep beraber. Bunu yazmamın amacıysa şu; bu kişinin bir gece dışarı çıkıp sosyetik mekanlarda eğlenceye verdiği para miktarıyla bu okulun kitap,derfter ihtiyaçlarını çok rahat bir şekilde karşılayabilir. Kişilik olarak da bu kişiyi az da olsa tanıdığımı düşünerekten bu hareketlerin reklam ve gösteriş koktuğunu görüyorum.

Hani böyle sosyetik,zengin ev hanımları konken partisinden sonra Nişantaşı'da bir cafeye oturarak ülkedeki açlığı bitiriyorlar ya,haa işte öyle bir durum. Bir de genç demokratlar diye bir derneğin yönetim bilmem nesiymiş. Sorsan demokratlık ne diye,cevap veremez. Ne modaysa ordayız hesaaaabı.

27 Eylül 2011 Salı

az bile yapmışlar!

Adana'da bir hastanenin acil servisinde hasta yakınları acil servis doktorunu darp etmiş. Yani ağzını burnunu dağıtmış.Tabipler odası da bu olaya tepki olarak hastane önünde eylem yapmışlar. Bu sırada geçen aylarda yine aynı doktorun nöbetinde ölen bir hastanın yakını fotoğrafla gelerek "oh olsun,az bile yapmışlar" diyerek kendi eylemini yapmış. Ve yazıktır adamı yaka paça dışarı atmışlar.

O tabipler odasının açıklama yapan kişisinin o kadar sinir,itici bir tipi ve konuşması var ki, orda ben olsam onun da kafasını yarardım. Ne yazık ki devletin her kurumu gibi hastane çalışanları da - doktorundan hasta bakıcısına- burunlarından kıl aldırmıyor yavşaklar. Neymiş tıp okumuş, neymiş 6 yıl okul okumuş,neymiş doktormuş.

Devlet hastanelerinden köpekten farklı muamele görmüyorsunuz. Her ne kadar mesai saatleri belirtilmiş olsada çalışanlar istedikleri saatlerde gelip gidiyorlar. O kayıt masasında duran tipler zaten allahlık. Acil servisler hele, anasının gözü. En son acil servise iğne yaptırmak için gitmiştim ve tam 3 saat doktorun keyfinin gelmesini bekledim. Hadi ben neyse,sadece iğneydi ki onu bile güvenerek yaptıramıyorum artık. -Yanlış yere yapıp sakat bırakma gibi özellikleri de var. Bunda bile haklarında soruşturma açılmıyor,başka canlar yakmaya devam ediyorlar.- Çok daha ağır hastalar vardı. Sedyeye yatırmışlar bekliyor adam orda. Belki önemli bir şeyi var,erken müdahele edilse ya yaşayacak ya da sakat kalmayacak. - bir de tvlere çıkıp erken müdahele hayat kurtarır derler.Halktan ziyade doktor ve hemşirelerine anlat sen onu.- Millet orda doktor beklerken,doktorun yaptığıda çay içmekti. Vatandaş burda hakkını aradığı zaman haksız düşüyor. Evet, ben de o adama katılıyorum. Az bile yapmışlar. Keşke sakat kalsaymış!

Bir de özel hastanenin birinde yeni doğan bebeklere makyaj yapma olayı vardı.Bebekler mikroptan ölmüştü. Ben olsam o annelerin birinin yerinde, hemşireleri kimse elimden alamazdı.

Hükümet tam günü yasası çıkardı.Doktorlar ayaklandı. Neden? Özel muayenehanelerinde para kazanamayacaklar çünkü. Doktor sayısı az dendi. Yurt dışından doktor getirteleceği belirtildi. Şimdi de buna küsüyorlar. Neden? Artık hastalar doktor kaprisi çekmeyecekler. Bakmıyorsan siktir git,burda ithal doktor var diyebilecekler. Çok da güzel oldu. Balon gibi şişmiş götleri belki hava kaçırır artık.

Doktor başına çok hasta düşüyor diye bir bok var. Olmasaydın arkadaşım o zaman doktor. Yap bakalım hesabını, ülkede kaç kişi doktor kurbanı? Yine eğitim sistemimize sokuşturuyorum. Çok para kazanıyorlar diye millet doktor olmak istiyor, yoksa hastalarla uğraşmak gibi bir dertleri olduğundan değil. Hemşirelik okuyanlar ise genel de yine puanı ona yeyenler ya da garanti meslek olduğu için. İnsanın yaşaması için paraya ihtiyacı var, evet.Ama biraz da onura ihtiyacı var.

Tüm doktorlar da kötüdür demiyorum. Ama herkez de sütten çıkma ak kaşık değil. Bunu bilelim.

24 Eylül 2011 Cumartesi

— Neden bu kadar kötümsersin?
— Sen neden değilsin? Çevrene bakmıyor musun? En mutlu görünenlerine bile? Bütün bunlar üç oda, bir mutfak, iki çocuk düşü ile başlıyor. Sonra? Haydi bayanlar, baylar! Bu fırsatı kaçırmayın. Siz de girin, siz de görün. Üç perdelik dram. Birinci kısım: Dağlar dümdüz. İkinci kısım: Ne çok tepe! Üçüncü kısım: Ova batak. Bugünlük bu kadar baylar. İyi geceler. Yarın gene bekleriz.

Aylak Adam / Yusuf Atılgan

23 Eylül 2011 Cuma

taze gündem

i love ahmedinecad. bm genel kurulunda yapmış olduğu konuşmayla içim içime sığmadı ne yalan söyleyeyim. ve bir komplo teorimin sadece benim tarafımdan düşünülmediğini öğrenmiş olmak biraz olsun beni mutlu etti.

kendisinin mühendis olduğunu ve ikiz kulelerin uçak çarpmasıyla yıkılayamayacağını, patlayıcı düzenekleriyle çökertildiğini söyledi. ve bunu afganistan'a saldırmak için bir neden olarak kullanıldığını söyledi. 11 eylül olaylarını şüpheli durum olarak belirtip, abd'nin terörle savaş politikalarını meşrulaştırmak için kullandığını belirtti.

ben de diyordum ki; 11 eylül olayları abd'nin kendi organizasyonudur, kendi insanını kendi öldürmüştür. petrol zengini ama karışık müslüman ülkelere savaş açarak hem bunu meşrulaştırdı hem de petrol elde etme yolunda hızla ilerledi. yani bu ki daha önce de dediğim ortadoğu planına başlamış oldu. mısır, libya,afganistan, iran gibi. müslümanları potansiyel terörist ilan etti pezevenkler. ayrıca, bu bir söylentiydi en son, 11 eylül'de ikiz kulelerde çalışan 3000 küsür yahudi çalışanın aynı gün işe gitmemeleri tesadüf mü sorusunu sordurtmuştu birilerine.

bin ladin'i öldürüp denize attıklarını iddia ettiler. ki en başından beri bin ladin amerika'nın adamı mı diye sorular vardı akıllarda. öldürüp denize attık demek,3 yaşındaki çocuğu kandırmakla eş değer değil midir gönül dostlarım?

ayrıca ahmedinecad, batılı ülkeleri askeri müdahalelerle diğer ülkeleri güçsüz ve bağımlı oldurmakla suçladı. sömürgecilikle suçladı. ve buna alınan 30 kadar diplomat salonu terk etti. işte bu kan emicilerin arasında; abd,fransa,ingiltere,israil gibi devlet başkanları vardı.

ahmedineacad'a gerek kendi kouşmalarında gerekse yazılı olarak cevap vermişler. tahran'ın iran halkına baskı uyguladığını,ülkede bağımsız ve özgür(!) medya organlarının varlığına izin verilmediği gibi suçlamalarda bulundular.

amerika'nın iran'a yaptığı baskıların işe yaradığını düşünmesi de gerçekçi değildir ve yanıltıcıdır. On beş yıldır süren kapsamlı amerikan yaptırımları iran ekonomisine kuşkusuz zararlar vermiştir. ancak, bu baskılar iran’ı izlediği siyasetten geri döndüremedi. tam karşıtı, iran gitgide daha da güçlendi. hem yaptırımlar hedefine ulaşmadı, hem de abd gerçek-dışı isteklerini yalnız ileri sürmekle kaldı. abd'nin iran üstünde sertlik, baskı ve ekonomik yaptırım uygulaması bugüne dek kendi istediği sonuçları bile vermedi. büyük orta doğu'ya sikindirik demokrasilerini getirme projeleri burda işe yaramadı.

bazen ahmedinecad'ı sevdiğimi söylediğimde, bazı aklı evveller "siktir git iran'a" diyorlar. o beğenmediğiniz iran türkiye'den bazı konularda çok daha üstün. belki din kökenli yönetimleri var ama yakın zamanda bizde de olmayacak mı? asdfghj(burada sesli güldüm)

21 Eylül 2011 Çarşamba

yeni düzenleme çıktı diyooola.

Ağır küfür içerebilir!

Geçen gün sabah haberlerinde bir şey duydum ve oha,çüş,yok ebesinin amı dedim. Özetle şudur durum; İktisat, işletme,bankacılık ve buna benzer bölümler öğretmen atamasında bulunabileceklermiş. Aklımda kaldığınca, işletme,iktisat,kamu yönetimi bölümleri sınıf öğretmeni,bankacılık türkçe öğretmeni, iki yıllık bölümler okul öncesi öğretmeni olabiliyor artık.Ders saati ücreti 7,5 lira.

İki açıdan fikirlerimi sunacağım. Şu an iktisat ,işletme ya da onun gibi bölümlere öğrenciler gerçekten o bölümün eğitimini alıp geleceklerini o bölümde şekillendirmek istedikleri için yazmıyorlar. Mecburiyetten yazıyorlar. Puanı düşüktür ya da anadoluya gitmek istemiyorlar gibi gibi bir sürü neden. Misal ben, Yeditepe Üniversitesi'nde ingilizce işletme okudum hem de burslu. Lisede fen bölümleri okudum.Her Türk evladı gibi ailem tıp okumamı istedi. Ama o puanı alamadım ve mühendis kafası bende bulunmadığı için ailem ekonomi,işletme gibi bölümleri YAZDI. Ben de mecbur okudum, bitirdim. Ve iş yapacaksam bu alanda yaparım mantalitesi ile bekliyorum. Bu öğretmen olma durumu o kadar eğitimini aldığımız alan dışında olduğu için kimileri sevinse de içten içe üzer. Çünkü o kadar okul oku,alakasız bir iş yap. Kusura bakmayın ama olmadı.

Diğer açı ise, bu işin eğitimini almış o kadar insan bir yerlere atanamazken,hakkı olanı alamazken bir de bu alakasız bölümlerin öğretmen olma ihtimali ile rakiplerini arttırdı.Bilmem kaç bin tane öğretmen atanmayı bekliyor, hatta bu atanma olayında bir sürü çirkeflik döndü. İnsanların canına tak etmiş artık. Bir tanıdığım var mesela,kaç yıldır o kıçı kırık sınava giriyor ve yeter artık yeter diyor. Amına kodular ortalığın.

Ayrıyeten, herkes öğretmen olamaz, olmamalı. Son yılların furyası olan psikilojiye kafası basmayanlara ben çoluğumu çocuğumu emanet edemem. Öğretmenlik üzerine eğitim almış olsalar bile, artık mülakat mı yaparlar, psikolojik test mi yaparlar ne yaparlar bilemem elemek lazım. İlk okuldaki öğretmenlerimden biri marangozda sopa yaptırım, harbici bir şekilde ağzımızı burnumuzu dağıtırdı. Kardeşimin okulunda hocalarından biri,soruyu yanlış yaptığı nedeniyle bir öğrencisine tekme attı. Benim çocuğuma atsa götünden kan alırdım o hocanın. Ya da öğrencisi, bir kere anlatmada anlamıyor ve müfettiş geldiğinde öğretmen hakkında tutanak tutmasın diye,çocuğun ailesine kağıt imzalatmaya çalışıp sorumluluktan kaçmaya çalışıyorlar. Herkes öğretmen olmamalı. Kim bilir kaç kişi öğretmen kurbanıdır.

Defalarca söyledim. Eğitim sistemimiz bok gibi hatta bok bile ondan düzenlidir. Özel okullara,dersanelere, özel öğretmenlere pirim sağlamaktan başka bir şeye yaramıyor. Okulda öğrendiği bilgilerle sınavı kazanamayacak nesilleriz bizler. O zaman okullar kapansın dersanelere gitsin çocuklar. Gerçi velilerde de iş yok,haklarını arayamazlar, ne revaçtaysa onu yaparlar. Kafamızın içi de bok gibi.

Bir de neden sadece bankacılık bölümü Türkçe öğretmenliği yapabiliyor onu anlamadım. Edebiyat ya da dil bilgisi dersleri falan da mı alıyorlar onlar?( burda kendi bölümümü aşağılanmış hissettim.) Hani öğretmenlerin yaz tatillerini kaldırmışlar ya, çok sevindim, çok da güzel olmuş. Bari yaz döneminde çocuk ve ergen psikolojisi üzerine bir şeyler öğrenmeye çabalarlar. Ufak olsada yararı dokunur belki. İlk okul öğretmenlerinden nefret ediyorum hatta tiksiniyorum.

18 Eylül 2011 Pazar

bilemedim.

okul zamanında yarım saatte bir arayan ve devamlı beraber vakit geçirdiğim arkadaşım vardı.okul bitince aramamaya başladı. boş ders saatlerimde bile yalnız kalmasın diye iki adımlık mesafedeki yurduma gitmezdim. mal mal oturarak onun servis saatini beklerdim. yemekhane pahalı olduğu için sabahın köründe kalkıp ikimize sandviç yapardım, bankta oturup yerdik, ders çalışırdık,ödev tamamlardık.kaç yıldır sevgilisi vardı,evleneceklerdi. ama para sıkıntısı vardı. konu beni açmadığı halde oturup saatlerce bu konuyu konuşurduk. "evleneceğim zaman yanımda olursun değil mi, kuaföre beraber gideriz değil mi, o zamanı benimle geçirirsin değil mi?"...

hani böyle arkadaşlarım var, kötü olsam bile yanımda olurlar diye bir düşünce vardır ya, işte o tamamen yalan. geçen yıl moralman en kötü olduğum bir dönemde bir kaç kişi gibi o da kendini soyutladı. duydum ki nişanlanmış ve benim haberim bile olmadı. mutlu olsun tabi ki,çok bekledi ve amacına ulaştı çünkü.

arkadaşlarımdan dolayı kendimi çok sorguladım. ben ne bok yiyorumda bu tarz şeyler başıma geliyor diye.. ama arkadaş seçimlerimi sorgulamam gerek. sorun yine bende de, başka türlü bende ama. neyse, içime oturdu da yazayım dedim. öptüm bay.

14 Eylül 2011 Çarşamba

delinin biri kuyuya taş atmış.


büyük dedemin (annemin dedesi) iki (2) karısı vardı. ikisi de aynı evde yaşarmış. ikinci eşine resmi nikah yaptırmış ve ondan olan çocuklarını okutmuş,diğer eşinden olan çocuklarını ilk okuldan sonra okutmamış,köşklerinde (evet,bildiğiniz köşk)çalıştırmış. İlk eşi yani anneannemin annesi bu duruma daha fazla dayanamamış ve beyin kanaması geçirip ölmüş.ikinci eşi hala hayatta,büyük dedeyse geçtiğimiz yıllarda öldü ya da sürünerek öldü bilemiyorum.

şu çok eşlilik yasal olsun diyen kadın -sibel üresin- az önce bir televizyon programındaydı da ordan aklıma geldi. okumak cahillik alır eşeklik baki kalır sözünün anlamını öğrenebilirdiniz o programda. davranış bilimleri uzmanıymış kadın. bu kadına göre, kadının 4 görevi varmış ve bu 4 rolü yerine getirmek için erkeklerin 4 kadına ihtiyaç duyması normalmiş.bunlar; arkadaşlık,cinsellik,annelik,ev kadınlığı.
diyor ki hanım; " eşinizin gönlünün başka birine kayması gayet normal. gelipssize,"ben başka birinden hoşlandım ama seni de seviyorum ve kaybetmek istemiyorum. ona ayrı ev açtım,anlaşırsanız güzel olur."demesi normal durum.sizin bu duruma anlayışla,hoş görüyle yaklaşmanız yakışık alır." aynen buna benzer şeyler söyledi. çok bekledim kadın için de aynı cümleleri kuracak mı diye ama nafile.adı bile geçmedi. kocası onu aldatsa hoşgörüyle karşılayacakmış.açık ve net söylüyormuş.

kendi cümleleriyle tezatlaştığı da yok değil hani. kadınların konuştuğu 3 konu varmış. kocaları,çocukları ve kaynanaları. erkekler bunları dinlemek istemezmiş. bu yüzden, spor,siyaset,borsa,ekonomi hakkında kendilerini geliştirmeleri gerektiğini,kılıklarına kıyafetlerine dikkat etmeleri gerektiği,sofra adapları olması gerektiği,bakımlı olmaları gerektiği gibi bir şeyler söyledi. başka bir cümlesinde kendini geliştirmiş kadınlarında aynı durumlara maruz kaldığını söyledi. burdaki amacının kadınların mağdurluğunu azaltmak olduğunu söyledi.ve nedense her şeyi kuran-ı kerim'e bağlamak moda oldu. yok sahafeler çok eşliymiş yok orda bu yazıyormuş bilmemneymiş.kendini bilmez insanların yaptığı bu yorumlar milleti dinden soğutuyor bence. bin yıl önce ataların develerle ulaşım sağlıyorlardı. şimdi sen de altındaki jipi bırakta deveye bin demek isterdim kendisine.

bir kadın dayak yediği,sömürüldüğü,ezildiği bir evliliği bitiremiyorsa kocasını çok sevdiğinden değildir bence. 2 nedeni vardır. ya ekonomik özgürlüğü yoktur ya da töre korkusu vardır. bu konular üzerine bir şeyler yapmak yerine kadını yerin dibine sokup erkeğin götünü kaldırmak ne kadar akla mantığa sığar bilemem. kadın boşandığı zaman,devlet ona iş imkanı,çocuklarına burs gibi olanaklar ya da töreden korunmasına yönelik bir şeyler yapsa eminim hayat o kadınlar için daha güllük gülistanlık olurdu.ama sen ne yapıyorsun? çaresizliği kadınlara öğretiyorsun,kabullen diyorsun. git gide mal olan kadınlarımız artık tam mal olacak.

medeni hukukta, erkek, ikinci kadını eş olarak nüfusuna geçiremez, kadın da hak talep edemez. çocukları varsa ve erkek kabul etmişse, erkek çocuklarına nafaka ödeyebilir. kabul etmemişse babalık davası açılabilir.

bu kadının söylediklerini ciddiye alan kadınlar varmış ne yazık ki. iki eşli bir erkeği, ikinci kadını kabul eden kadını ve ikinci kadın olmayı kabul eden kadını ayıplarım,dışlarım ve iyi gözle bakmam. ne olursa olsun,kadınlarınızı,kızlarınızı, kız kardeşlerinizi eğitin. bok yoluna gitmesinler.

11 Eylül 2011 Pazar

ben olsam

malum terör olayları arttı,özerklikler ilan edildi. kimse bunu sallamadı ama adamlar diyarbakır'da kendi mahkemelerni kurup davalara bakmaya başlamışlar bile. ne kadar kurtlularmış meğerse.benim de aklıma bir soru geldi,internette de araştırdım fakat bu sonuca ulaşamadım.şimdi buraya bir şeyler yazıcam,umarım başım ağrımaz!

pkk ya da bdp, ikisi de aynı bokun laciverti nasılsa, isteklerini yerine getirtmek için kaba kuvvet kullanıyorlar. ateş açıyorlar,bomba atıyorlar,adam kaçırıyorlar,uyuşturucu pazarının kralılar,kaçakçılık diz boyu falan. ben olsam, her gün doğu bölgelerinde 3'er 5'er adam öldürmek yerine daha sağlam bir kaç eylem yapardım. istanbul'u ele alalım. iş çıkışı zamanlarında vapurun birine canlı bomba gönderirdim. nasılsa güvenlik tırt. denizin tam ortasında patlatırdım. orda olacak izdihamı düşünebiliyor musunuz? yardımın gelebilmesi vakit alır,insanlar ya boğularak ölür ya da bomba etkisiyle. şehirde oluşacak korkuyu düşünebiliyor musunuz? ya da, yine iş çıkış zamanında boğaz köprüsü'nün ortasında bombalı araç patlatırdım. güvenlik yine yok, istihbarat falan pek inanmıyorum.gelsin bakalım o izdihamda yardım araçları 10 dakikaya, nasıl gelebiliyorlar. şehirdeki korku yine diz boyu. peki neden böyle büyük olaylar değil de ,ufak olaylarla yetiniyorlar? akıllarına gelmiyor olacağını hiç sanmıyorum. başka bir şey olmalı.

amacım tabi ki acı çektirerek daha çok insanın öldürülmemesinin cevabını bulmak değil. ama istanbul,ankara gibi merkezi şehirlerde yapılan eylemlerin daha göze batacağı. emre uslu'ya mail attım. eğer cevap verirse sizle de paylaşırım.

6 Eylül 2011 Salı

kariyer sitelerinden iş bulmak


bu gece size kariyer sitelerini çekiştirmek istiyorum izninizle. üniversite 2. sınıftan beri yok stajdı yok işti niyetine kullanıyorum bu siteleri. inanırmısınız 2008'de başvurduğum staj ilanının ışığı hala yeşil yanıyor ve olumlu/olumsuz bir cevap da alamadım henüz. yok bilmem kaç tane iş veren ve iş arayan kayıtlarıyla övünen bu sitelerin bana pek hayrı dokunmadı. anca sınavlarına başvurduğum alan sahibi bankalar sınava çağırdı. o da ne hikmetse olmadı. bir kaç tane daha var görüşmeye gittiğim,satış istemediğimi ısrarla belirttiğim halde okumadan,görmeden çağırdılar. yeni mezun, mecbur 600,700 liraya çalışacak gözüyle baktıkları için heralde.

kendi alanım adına söylüyorum, o sitelerden iş bulmak için en az 5 yıl deneyiminizin olması, yüksek lisansınızın bitmiş olması, kullanıp kullanmayacağınızı hiç önemli değil tofel belgeli ingilizce sınavınızın olması, belli bir yaşı da geçmemiş olmanız gerekiyor. "sen iş bulamadın, bok atıyorsun!" derseniz, yalnız değilim. çevremde bu tarz insanlar çok.

mesela size uygun ilanlar diye mail atıyor bu denyolar. bir sosyal bilimci olarak bana, kimya mühendisliği,güvenlik görevlisi,sekreterlik gibi ilanları gönderiyorlar. ya da istenen özellikler epey farklı,üstelik sadece "bay" çalışan alınacağını belirtilen ilanları da göndermekte çekinmiyorlar. zaten sayısaldan falan para vursa,ilk işim cinsiyet değiştirmek olacak. pipi taktırıp erkek olacağım!

maalesef insanlar hâlâ internetin aslında kapitalizmin özündeki free market ortamını sağlayacak bilgi akışını sağlayacak ortam olduğunu kavrayamadılar. mesela, emlak mı arıyorsunuz? eskiden birkaç günde on, bilemediniz on beş emlakçıya bakar, size sunulanlardan birini seçerdiniz. şimdi girin bir emlak sitesine, seçin semti, fiyatlara göre sıralayın; bir saat içinde birçok semtte fiyatlar ne kadardır, evlerin durumları nasıldır öğrenin ve kararı kendiniz verin. tabii durum böyle olmuyor, insanlar internete keriz avına çıkıyorlar, yerse diyerek üç kuruşluk malı beş kuruşa listeye koyuyorlar. internetten gelecek müşteriyi normalden farklı bir fırsat olarak görüp, ona göre davranıyorlar. bu durumun tam tersi de geçerli tabii: arkadaşım arabasını benim ısrarlarımla internetten satmayı denedi, arayanlar galeriden bile düşük fiyat veriyorlar. ha illa bir aracı olsun, internet gibi sanal bir ortam aradan kalksın ve her şey normalleşsin, illa o telefondaki ses gitsin galeriye komisyonu bıraksın, onu istiyorlar.

ne yazık ki şirketler, kendi reklamlarını yapmak ve cv arşivi oluşturmak amacıyla ilanlarını yayınlatıyorlar. ya da siktiriboktan kariyer siteleri telefon numaralarını ve mail adreslerini 3. sahışlara satarak para kazanıyorlar. bu tarzda davranan şirketler ve kurumlar inşşşşallah tez elden batar. ülkede denetim diye bir kavram yok ki. kaba olacak ama millet tuttuğunu s.kme peşinde ve buna engel yok. kariyer siteleri için değil devletin her kurumu böyle.

sonuç olarak abilerim,ablalarım, tırnağınız varsa başınızı kaşırsınız.

4 Eylül 2011 Pazar

tesadüflere inanır mısınız??

Londra Üniversitesi uzmanları ve ünlü İngiliz tarihçiler, geçtiğimiz 2 yüzyıl içinde insanları 'birbirine yakınlaştıran' tesadüfleri sıraladı:

James Dean'in ölümüne neden olan otomobilinin hurdası birçok kişiye felaket saçtı. Hurdayı garaja götüren tamirci, araba bacağının üzerine düşünce sakat kaldı. Dean'in arabasının motorunu satın alan bir doktor araba kazasında öldü. Doktorun kardeşı de aynı motorun sergilendiği salonda çıkan yangında can verdi. Yıllar sonra motor ve kaporta yeniden sergilendi. İlk gece, araç bir seyircinin üzerine düştü. Seyirci ağır yaralandı.

İlk tesadüf hikayesi ünlü aktör Anthony Hopkins'ten... Hopkins, George Feifer adlı yazarın "Petrovka'li Kız" adlı kitabını bulamıyordu. Yazara telefon ederek kıtabı istedi. Yazar kitabı 2 hafta sonra Londra'ya getireceğini söyledi. Evden çıkan Hopkins, metroya bindi. Aradığı kitabın yandaki koltukta unutulduğunu gördü. 2 hafta sonra yazarla buluşan Hopkins, metrodaki kitabın, yazardan çalınan özel sayılı ilk baskı olduğunu öğrendi.

Yer Amerika'nın California eyaleti. Richard Bensinger adlı emekli demiryolu işçisi, 1957'de Eureka kasabasındaki köprüde yürürken fenalaşıp öldü. 2 yıl sonra oğlu Hiram, aynı köprüde başına bir kalas isabet etmesi sonucu hayatını kaybetti. 6 yıl sonra Hiram'in oğlu David de aynı köprüde araba kazasına kurban gitti.

Ingiltere'nin Bristol limanı açıklarında 5 Aralık 1668'de bir şilep battı.
Yalnızca Hugh Williams adlı bir yolcu kurtuldu. 1784'de aynı bölgede yeni bir kaza oldu. 60 denizci arasında yalnızca ikinci kaptan Hugh Williams kurtuldu. 1952'de aynı yerde üçüncü bir şilep battı. Kurtulan tek yolcunun adı Hugh Williams'tı.

Güney Afrika Cumhuriyeti'nde Cape Town Ticaret Odası'nın yıllık kongresi'de, İşadamı Daniel de Toit konuşmasını şöyle bitirdi:
“Hayat beklenmedik bir zamanda beklenmedik şekilde sona erebilir... De Toit kürsüden inerken ağzına attığı şekerin boğazına kaçması sonucu öldü.

James Langley, İngiltere'nin Eastbourne bölgesindeki evinden sokağa çıktı. Şemsiyesini almak için geri dönerken ayağı kaydı, başını yere çarptı ve öldü. Bir hafta sonra evden çıkan eşi Teresa, şemsiyesini almak için geri dönerken başını kapıya çarptı, beyin kanamasından öldü.

ChrIstIna Veroni, 1991'de İtalya'nın Torino kentinde tramvay çarpması sonucu öldü. 4 yıl sonra babası Vittorio, aynı geçitte aynı sürücünün kullandığı aynı tramvayın çarpması sonucu öldü.

Tesadüfler zincirinin en inanılmazı, 1981'de ABD'nin Boston kentinde meydana geldi. Randolp Matika, yıldırım çarpması sonucu evinin önünde öldü. Adamın dul eşi yeniden evlendi. Damat Pepero düğün gecesi sigara içmek için balkona çıktı. Düşen yıldırım, damadın ölümüne neden oldu. Kadın sinir krizleri geçirdi. Tedavi için gittiği klinikte bir doktora aşık oldu ve evlendi. 1 hafta sonra hastasını ziyarete giden doktoru da yıldırım çarptı.

1898'de gazeteci-yazar Morgan Robinson "Titan" adlı bir kitap yazdı. Kitapta büyük bir yolcu gemisi, okyanusta buzdağına çarpıyordu. 14 yıl sonra "Titanik" deniz faciasi meydana geldi.

3 Eylül 2011 Cumartesi

american history X



Galiba size öğrendiklerimi anlattığım yer burası.
Sonuç kısmı değil mi?
Sonuç şu, öfke bir yüktür.
Hayat sürekli kızgın yaşanmayacak kadar kısadır.
Buna kesinlikle değmez.
Derek "bir yazıyı alıntıyla bitirmek iyidir" der, "birileri zaten senin söyleyeceğini en iyi şekilde söylemiştir. daha iyisini yapamıyorsan onlarınkini alır ve yazını etkileyici şekilde bitirirsin."
Seveceğinizi düşündüğüm birinden alıntı yapıyorum.



Biz düşman değiliz dostuz.
Düşman olmamalıyız.
Hırslarımız zorlayabilir ama yürek bağlarımızı koparamaz.
Hafızamızın gizemli yolları tekrar aşıldığında canlanacak ve tabiatımızın iyi yönlerinin yanında olacaktır.

2 Eylül 2011 Cuma

keşke hayat bana öğretilen gibi olsaydı!

şu bir yıllık araf dönemim boyunca arkadaşlıklarım test edildi ve onaylandı. bir grup kitle bilmese de onların hareketlerini çok rahat bir şekilde takip edebiliyordum ki halen öyle. daha önce defalarca söylemiş olmam gerek ki, aptal yerine konulduğumu anladığım zaman insanlıktan çıkıyorum. bana garip edebiyatı yapıp başkasına başka tarz takılmalar falan sinir edici. bana karşı mahçuplukları olan bir kitlenin gözümün içine bakarak konuştuktan sonra arkamdan iş çevirmeleri falan bunlar hoş davranışlar değil. ki hepsini de severdim.

istiyorum ki laflarının boş olduğunu anladığımı göstereyim ama sinirlerime hakim olamıyorum bu sıralar. aslında yapmam gereken sadece gözlerine bakmak. onlar gözlerini kaçırdıkça inatla gözlerinin içine bakmak.

insanlar bazen beklenmedik davranışlarda bulunabilir. sürekli olmadıktan sonra arada bir bertaraf edilebilmeli ama bir yandan da ilişkiyi o yönlere sürükleyebilecek, olası kazık ortamlarına girilmesini sağlayabilecek durumlardan kaçınılmalıdır. söz konusu kazığa kadar geçen süreçte karşı tarafın bilmeden vermiş olduğu uyarı sinyallerini belki doğru değerlendirememiş de olabiliriz. o yüzden hem biraz bu yüzden hem de ilişkinin kalan kısmını kaybetmemek adına karşımızdakinin yapamayacağını yapıp ne gelirse başına suçu kendinde ara da denebilir. ama ne kadar doğru olur bilmiyorum. ne de olsa beşerdir, şaşabilir gene. onu da zaman gösterir zaten. en fazla birkaç kazık daha yemiş olur bünye. yakın bir arkadaşlığı kaybedeceğini düşününce üçün beşin peşine düşmemek lazım, olur o kadar. dostluk emek ister. çaba şart. bir kazıkla adam silinmemeli ama artçı kazıkları atılmasını sağlayacak ortama da izin verilmemeli. insanı kazanmalı, dostluğu kazanmalı. trendy tabirle kazan kazan gibi oluyor ama öyle.


ama ama işte.

herkes herkesi kanatıyor bir şekilde bu dünyada. bulaştırıyor işte virüsünü. öyle bir virüs ki, gücünü korkaklıktan alan, öyle bir virüs ki, gücünü ihanet duygusundan alan, öyle bir virüs ki, gücünü egolardan alan. işte göremiyoruz bunu o anlarda. halbuki en derinde, en başında o kadar da aynıyız ki. anlamiyoruz. zira ve ama sadece arkamızı dönüp kaçıyoruz ancak.

sonrasında duvarların arkasında yaşamakta buluyoruz çözümü. güvensizce, tekinsizce. öyle gecen koca bir ömür. bakıyoruz kendimize biraktığımız ufacık pencerelerden, kesiyoruz asla yaşayamadığımız hayatla ilgili, hayatlarla ilgili ahkamlar. zira dışında olmak lazım dünyanın. olmak lazım ki suçlaması kolay olsun her seyi, diğer herkesi, başımıza gelen tüm olaylardan. en sonunda boşa geçen ömrün buruk tadıyla, başkalarından öç almaya başlatacak bir sürece doğru hızla yelken açıyoruz.

olmuyor yani,yapamıyorum. bir arkadaşım okul zamanı demişti ki," 5 yıldır burdasın ve ilerde bu benim üniversiteden arkadaşım diyeceğin bir arkadaşlık kuramadın." sanırım artık hatayı kendimde aramam lazım. zira bu kadar insanın ortak yani aptal yerine koyarak arkadaşlık sürdürmekse, vardır bir bildikleri değil mi? uzunca bir süre arkadaşlarımla merhaba- merhabadan öte gidemeyeceğim.

bu arada blogumun işleyişini değiştirmeyi düşünüyorum. bu blogu açmakta ki amacım birilerine laf söz giydirmekti.artık paranoyaklığın daha fazla lüzumu kalmadı artık, hem kendime zarar. artık daha çok gündem konuları, ne bileyim, işte teoriler zartlar zurtlar üzerine yazmayı planlıyorum. belki de hiç yazmam. 43 takipçim var lakin kaçı ne kadar okuyor tartışılır. kendim çalıp kendim oynarım. en güzeli.